Gazeteci Alican Uludağ, 19 Nisan Cuma günü Ankara’daki evinden polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında ifadesi alınan Uludağ, işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Olay, basın özgürlüğü ve gazetecilerin hakları konusunda tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Avukatı ve eski baro başkanı Turgut Kazan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Uludağ’ın gözaltına alındığını kamuoyuna duyurdu. Kazan, kısa süre sonra yaptığı bir başka paylaşımla Uludağ’ın ifadesinin ardından serbest bırakıldığını bildirdi. Bu gelişme, gazetecilik mesleğini icra edenler arasında endişe yarattı.
Gözaltının Gerekçesi ve Yasal Süreç
2017 Tarihli Bir Haberle İlgili
Alican Uludağ’ın gözaltına alınmasının gerekçesinin, 2017 yılında yayımlanan bir haberle ilgili olduğu belirtildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 134. maddesi olan “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu kapsamında olduğu öğrenildi.
Savcılık talimatıyla gerçekleştirilen bu operasyonda, Uludağ’ın daha önce de gündeme gelen aynı haber nedeniyle adli süreçlerle karşı karşıya kaldığı biliniyordu. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, Türkiye’de gazetecilere karşı sıkça kullanılan yasal maddelerden biri olarak öne çıkıyor ve basın örgütleri tarafından bu durum sıklıkla eleştiriliyor.
İfade Sonrası Serbest Bırakılma
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Alican Uludağ, burada ilgili suçlamalarla ilgili ifadesini verdi. Hukuki süreç kapsamında alınan ifadesinin ardından, Savcılık kararıyla serbest bırakıldığı açıklandı. Bu durum, gözaltı süresinin kısa tutulması ve gazetecinin hızla özgürlüğüne kavuşması açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.
Olay, Türkiye’de gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle karşılaştığı yasal engeller ve baskılar konusundaki tartışmaları bir kez daha kamuoyunun gündemine taşıdı. Gazetecilik örgütleri ve insan hakları savunucuları, benzer vakaların basın özgürlüğü üzerinde yarattığı olumsuz etkilere dikkat çekerek, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması çağrılarını yinelediler.

